Su savaşı terim olarak ilkokul yıllarında birbirimize su dolu balonlar attığımız oyunları hatırlatsa da, bu terime verdiğimiz anlamı değiştirmemiz gerektiği gün geçtikçe daha da netleşiyor.

Kobane kazananı asla olmayacak bir su savaşıdır.

Kobane kuşatması öylesine kilit bir olaydır ki, ya İslam Devleti(bundan sonra İD yazılacak)’nin en büyük başarısı, Kürt milletinin en büyük kaybı, ya da tam tersi olacaktır. Bu nedenle her iki taraf da elinden geleni ardına koymamakta. Dünya’nın dört bir yanında gelen destek ile YPG gibi milis güçleri şehri savunmaya çalışırken, Amerikan Ordusundan aldığı oyuncaklarını sonuna kadar test edecek olan İD karşısında ne kadar dayanabileceği merak ettiğim bir konudur.

Kobane düştü mü? Bu yazıyı yazdığım sırada hayır.

Peki Kobane düşecek mi? Kuvvetle muhtemel siz bu yazıyı okurken Kobane’de İslam Devleti’nin bayrağı dalgalanıyor olacak.

Peki neden Kobane? Önemi ne? Türkiye ordusu dahil tarafların niyetleri, çabaları, doğruları, yanlışları güçlü ve zayıf oldukları konular, hassasiyetleri neler? İncelemeye çalışalım.

Bölge Yerlileri

Yanlışım yoksa bölgede yoğunlukta olan Kürtler, yaşadıkları bölgeyi korumak istiyorlar. Özellikle İD’nin düşünce yapısıyla kesinlikle uyuşmayan fikirleri, yaşam tarzları, İD’nin eline düşmektense, ölmeyi tercih ettirebilecek boyutta onlara. Şeriat kurallarında yaşamaktan çok uzakta, kadın - erkek eşitliğinin bölgedeki en üst düzeyde olduğu bir yerleşim bölgesi Kobane. Üstelik İslam Devleti’nin geçtiğimiz 3 ay boyunca eline geçirdiği tüm Kürt bölgelerinde -özellikle müslüman olmayanlara- yaptıklarını düşünürsek neden aslında her bölgenin Kürtler için bu kadar değerli olduğunu anlayabiliriz. Bir de buna şimdiye kadar İD’nin sürekli genişlemesi dahilinde Kürtlerin elindeki bütün toprakları adım adım almasını eklersek, neden Kobane’nin Kürtler için bir sembole dönüştüğünü anlamak zor değil.

Ancak…

Muhtemelen anlayamayacağım bir konu, güçlendikleri her ortamda Türkiye ve Amerika bayrağı yakan, bu ülkelerden nefret ettiğini söylemekten çekinmeyen grupların, İD gibi, aslında ciddi bir askeri gücü bulunmayan, tek güçleri savaş suçu işlemekten çekinmemeleri olan bir grupla yüzleştiklerinde bu ülkelerden destek istemelerinin yarattığı çelişki. Bu noktada

”Ama İD’nin elinde ağır silahlar var”

gibi sadece günü kurtarmak için yapılan savunmaların da pek anlam ifade ettiğini zannetmiyorum. Çünkü PKK yıllardır karşısındaki düzenli orduya rağmen varlığını sürdürmüş, ve günümüze kadar Türkiye’ye maddi-manevi büyük bedeller ödetmiş bir örgüt. Aynı örgütün yurtdışı kanadının, İD ile karşılaştığında, bu kadar kin bilediği ülkelerin, kendisine kayıtsız şartsız yardım etmesi gerekmesine inanması, biraz ilginç bir yaklaşım.

İslam Devleti

Birçoğunun İD hakkında konuşurken genellikle atladığı bir detay var. İD her ne kadar petrol açısından zengin bölgeleri elde etmiş olsa, ellerinde çok büyük bir maddi güç olsa da, muhtaç oldukları ve olmaya devam edecekleri en temel şey asla değişmeyecek.

Su.

İD su konusunda ağır problemler yaşamakta olan bir örgüt, doğduğu bölgeden dolayı. Hem Suriye sınırlarındaki bölgelerinde, hem Irak sınırlarındaki bölgelerinde, sadece 1 adet büyük su kaynağına sahipler. Fırat Nehri.

Türkiye Cumhuriyeti’nin zamanında üzerine Atatürk Barajını kurduğu Fırat nehri.

Türkiye Cumhuriyeti’nin son dönemde Esad Suriyesi’ne acı çektirmek için kapattığı Atatürk Barajı’nın susuz bıraktığı Fırat Nehri.

Halihazırda bir ülkenin işleyişini bozmak için, insanların su kaynağını kesmenin ne kadar adice ve aşağılık birşey olduğunu burada yazmayacağım. Fakat su kaynağını kestiğiniz insanlar, iç savaştaki bir ülkeden, Nazi Almanyası agresifliğinde, sınır çizmeden fetih politikası uygulayan bir ülkeye dönüştüğünde, susuzluğun sebebini çözmeye çalışırken uygulanacak yöntemlerin ne kadar değişeceği de aslında aşikar.

2.5-3 ay önce çekilmiş olan Vice News belgeselinde, bir İD sözcüsünün diyaloğu olayın onlar tarafından nasıl göründüğünü de ortaya koymakta.

İD Sözcüsü : Eğer Türkiye Atatürk Barajını açmazsa, biz gelip İstanbuldan açacağız.

Vice News : Bu bir tehdit mi?

İD Sözcüsü : Evet bu açık bir tehdit. (Gülüyor)

Peki Kobane?

Kobane - Atatürk Barajı

Kobane, Suriye üzerinden Atatürk Barajına ulaşabileceğiniz en kestirme yolun son durağıdır. Kobaneden bir doğru çizip, Atatürk Barajı’na 60 km lik yol giderek ulaşabilirsiniz. Yapacağınız etkili bir sabotaj, hem İD’nin ömrünü uzun süreler uzatır, hem de Türkiye’nin İD’ye karşı elindeki en etkili silahlarından birisini susturur.

Türkiye Ordusu

Evet, geldik bu savaşın en garip tarafına. Türkiye Ordusu.

Zannetmiyorum ki Türkiye Ordusu kadar ilginç bir pozisyonda kalmış olsun daha önce bir başka ordu.

Bir tarafta İslam Devleti gibi, kesinlikle Türkiye Ordusu’nun iliklerine kadar nefret edeceği, yoketmek isteyeceği bir oluşum.

Bir tarafta yıllardır askerine saldırmış, öldürmüş, bütün dünyada -haklı veya haksız- karalama kampanyası oluşturmuş, üstelik de eğer kobane düşerse, bağlı olduğu ülkeye saldırılar düzenleyeceğini söyleyen Kürt gruplar.

Bir tarafta, Kürt Problemi’ni bitirince, orduya ihtiyacı kalmayacağını düşündüğünden, Türk Ordusunu yıpratmak için BDP gibi partilerle el ele vermiş AKP hükümeti. İlk defa gerçek bir dış tehditle karşılaşmış ve Türk Ordusu’nun -haklı veya haksız- taleplerini yerine getirmek zorunda.

Bilemiyorum, bir bünye olarak Türk Ordusu, Ben olsaydım ne yapardım ama;

  • Dünya’nın en naif ve iyi niyetli ordusunun yapacağı hareket, muhtemelen derhal Kobane’ye konuşlanıp, İD’nin yapacağı saldırıları göğüslemek, bölge Kürtlerinin güvenliğini sağlamak için gereken herşeyi yapmak olurdu.
  • Öte yandan, Dünya’nın en çıkarcı ve art niyetli ordusunun yapacağı hareket, Kobane’ye asla yardım etmemek, yardım etmek için diye başlayan cümleler ile, bu tarihe kadar AKP ve BDP tarafından beraberce kendisine karşı yürütülen bütün agresif politikaları sonlandırmak ve yasalar karşısında alabileceği kadar üstünlük almak, ardından Kobane’yi de İD bahanesiyle tamamen yerle bir edip, üstüne bölgede rahatsız olduğu bütün unsurları temizlemek olurdu.

Sanırım Türkiye Ordusundan bu iki hareket arasında biryerlerde birşeyler beklememiz de yanlış veya haksız olmayacaktır.

Peki Almanya?

Evet evet, yanlış değil. Peki Almanya?

Ulaş ismindeki bir arkadaşımın konuya bambaşka bir noktadan bakmasıdır bu aslında.

Peki ya Almanya?

Elindeki bütün eski tehcizatı bölgedeki Kürt birliklerine dağıtan Almanya.

İkinci Dünya savaşı öncesinde traktör üretme bahanesiyle Panzer gövdeleri üreten Almanya.

Elindeki bütün cephaneliği yenileyecek olan Almanya.

Muhtemelen bizim derdimiz olmayacaktır ama, her zamanki hayalleri olan Büyük Alman İmparatorluğu ordusunun tehcizat yenilemesi, hiçbir ülkenin böyle bir bahane(İD karşısında direnen Kürt gruplara silah yardımı) dışında kabul edeceği birşey değildi.

Kobane Düşecektir

Muhtemelen birkaç gün içerisinde Kobane tamamen İD birliklerinin eline geçecektir.

Sonra Türkiye Cumhuriyeti tarafından geri alınıp bölge Kürtlerine teslim edilecektir.

Ancak bunlar olmadan önce birçok masum insan ölecek, Türkiye Ordusu istediklerini alacak, AKP orduya yaklaşımlarında daha dikkatli olacak, bölge Kürtlerinin öldürülmesinden rahatsız olan Türkiye içerisindeki PKK gibi örgütler bazı saldırılar düzenleyecek, çözüm süreci saçmalığı muhtemelen emekleme aşamasına geri dönecektir.

Ya da alternatif senaryo, Atatürk Barajı yıkılacak, İD muhtemelen NATO ile savaşa girmek zorunda kalacaktır. Ordan sonra olacakları zaten hiçkimsenin öngörebilmesi mümkün değildir.

En az sivil kaybı tek umudumdur, gerisini sadece gözlemleyebiliriz.