Jim Jones, Türkiye’de doğmuş büyümüş bir insan için hiçbir anlam ifade etmeyen bir isim. Ama aslında, Amerikalı yüzlerce insanın, onyıllarca gözyaşı dökmesine sebep olmuş, inanç sömürüsünün insanlara nasıl zarar verebileceğinin, ölüme ve öldürmeye itebileceğinin en şaşalı gösterisini Dünya’ya sunmuş, her bireyin bilmesi ve incelemesi gereken bir olaylar zincirinin baş kahramanının adıdır James Warren “Jim” Jones.

1950'ler

  1. Dünya Savaşı sonrası Amerika, Dünya üzerindeki döneminin belki de en ilginç milletine dönüşmüştü. İkinci dünya savaşı sırasında gerçekleşen korkunç endüstriyelleşme, halkın bütün sınıfları arasındaki mesafeyi açmıştı. Böyle bir dönem sonucunda öngörülebileceği üzere birçok topluluk yaratılmış, bunların bir çoğu da temellerini hristiyanlığa dayandırıp kendi kiliselerini kurmuşlardı. Bunlardan günümüze kadar gelen birçok örnek mevcuttur, en çok bilinen örneği ise “Scientology” diye isimlendirilen, Hubbard’ın bilim kurgu kitaplarına dayanan, Tom Cruise’un bile üyesi olduğu harekettir.

Ancak bizim ilgilendiğimiz hareket, günümüze kadar gelememekle birlikte tarihteki en acı trajedilerden birisine ev sahipliği yapan “People’s Temple” hareketidir. Jim Jones isminde, varoşlardan yetişerek gelmiş, alkolik ve işsiz bir baba ile, ilgisiz bir annenin yarattığı kaosta büyümüş Indiana’lı bir çocuğun, 30’lu yaşlarının başında yarattığı hareket temelinde “bütün insanların eşitliği” vurgusu ile kurulmuştu ve Jim Jones’un geçmişinde varolan, çocukluk problemleri ile Amerikan Komünist Partisi toplantılarında edindiği fikirleri hareketin temelini oluşturuyordu.

Kısa sürede toplumun birçok kesiminden destek gören fikirleri, toplumun alt tabakalarına yardımcı olmaya çalışıyor olması, hristiyanlık vurguları ve en önemlisi aşırı gösterişsiz bir hayatı tercih etmesi, birçok amaçsız hayat için bir nevi liman görevi görmüştü. Topluluğu hızla büyürken, karizmatik varoluşu, hitap yeteneği, birçok insanın “beyinsizliğe” varan bir bağlılıkla Jones’un her istediğini yerine getirmeleri Jones için mükemmel bir birleşim yaratmıştı. Yetimhaneler, yaşlı bakım evleri kuruyor, buralarda yardıma muhtaç tüm insanlara kucak açıyordu. Bu hareketler için gerekli bütçeyi, kilisesine dahil olan insanlar gözlerini kırpmadan arabalarını, evlerini satarak veriyordu(Abartı değil araştırabilirsiniz, eğer yaşlandığınızda sizi yalnız bırakmayacağına inandığınız bir topluluğa çocuğunuzu da teslim edebilecek kadar güveniyorsanız artık sahip olduğunuz mal-mülk kıymetini yitirmeye başlar).

Tabi aynı zamanda, hareketini bir kilise altında toplaması ve kilisenin dokunulmazlığı fikri, Amerika gibi anti-komünist hareketin çok yoğun olarak varolduğu bir ülkede bile Jones’un rahat hareket edebilmesini sağlamıştır.

6937304599_09f9903a0d_o

 

Zirve

Jim Jones’un karakterine dair bilinmesi gereken birçok detay olsa da, muhtemelen içlerinden en önemlisi, Jones’un hayatının her anına yansıttığı, birçok destekleyicisine de bulaştırdığı “paranoya”sıdır. Jones neredeyse her konuşmasında takipçilerine “diğer insanların” kendilerini istemediğini, bu nedenle sabotaj ve süikast ihtimallerinin had safhada olduğunu söylüyordu. Dönem içerisindeki nükleer bomba denemeleri ve soğuk savaştan da etkilenen Jones, bir dönem Brezilya’ya bile göç eder. Ancak Amerika’da bulduğu desteği bulamayınca geri döner ve 1960’ların ortalarında California’ya yerleşir.

California’ya dönene kadar Jones’un söylemlerinde her zaman hristiyanlık ön plandayken, birden bire geri plana düşmeye başlar ve eskiden daha geri planda olan sosyalist söylemleri ön plana çıkar. Hatta bu fikirlerinin önem değiştirmesi döneminde yere atılan incillerden tutun da, “beni tanrınız olarak görürseniz tanrınız olurum” sözleri bile mevcuttur. Benim en çok beğendiklerimden bir tanesi ise;

There's no heaven up there! We'll have to make heaven down here! Yukarıda bir cennet yok! Cennetimizi burada yapmak zorundayız!

söylemidir. Zirvesini yaşamakta olan ‘People’s Temple’ bu noktadan sonra, 900 insanın topluca intiharina ev sahipliği yapacak olan Jonestown’un inşaatına başlayacaktır…

 

Devamı önümüzdeki günlerde…