Düşünebilen bir canlı olarak insan, kendisini her şeyden üstün görmeyi sever. Binlerce yıldır Dünya’nın onun için yaratıldığına inananlardan tutun da, kendisi dışındaki bütün canlıları aciz ve çaresiz görenlere kadar. İnsan olmak, insanlara göre çok büyük bir başarıdır bir kere. Hiç yoksa düşünür, bunu başka canlıların yapamadığına inanır, kendisiyle gururlanır bile…

Ne de olsa “Dünyayı Kurtaracaktır” katıldığı çevreci gruplarda ona söylendiğine göre. Evet evet, aynen bu cümle kullanılır, “Dünyayı Kurtarmak”. Zanneder ki birkaç plastik torba kullanılmasını engellediğinde, atmosfere insanların verdiği karbondioksit miktarını düşürdüğünde, Dünya için bir kahramanlık yapmış olacak, öldüğünde huzurla gözlerini kapatacak elinden geleni yaptığına inandığı için…

Elinden hiçbir şey gelmediğini bilmiyor tabi ki bizim düşünen insan, öğrenmeye gerek duymamış çünkü hiç, ne de olsa en iyisi kendisi, bilmediği ne olabilir ki…

Volkanlar, meteorlar, kıtaları birbirinden ayıracak depremler, manyetik kutupların yer değiştirmesi, buzul çağları gibi nice insanlığı korkusundan titretecek olaydan sonra Dünya’nın hala mutlu mesut Güneş etrafındaki dönüşüne devam ediyor olması önemli değildir. Düşünen insanın ego’suna zarar verir bu kadar önemsiz olduğunu görmek, bilmez Dünya’yı kurtarmadığını, sadece kendi habitatını biraz daha uzun süre yaşanabilir kılmaya çalıştığını…

Araba egzozundan çıkan gazdaki karbondioksit oranını çözmesi gerekir onun, vergilendirebilir mesela bunu, evet evet, Dünya, üzerindeki plastik torba sayısını çok önemser, çok olursa canı yanar Dünya’nın, az olmalı…

Aşık olur düşünen insanımız, akıl hastası diye damgalayıp hapishanelere kapattığı insanlardan çok daha saçma kararlar verir, ama bu onu rahatsız etmez. Gece kulübünde dans ederek tanıştığı insanı en özeline almaktan çekinmez, hayatının onsuz devam edemeyeceğine inanacak kadar saçmalar kendi haline. Gider kendisi gibi başka “düşünen insanlar” bulur, onlarla bunun üzerine günlerce konuşur, tartışır bile hatta.

Kimse umursamaz ki, nasıl umursasın. Düşünen insan aslında iletişim felan kuramaz. Hissettiklerini, düşüncelerini kelimelere dökmeye çabalar, zaten hislerini yansıtamadığı gibi, düşüncelerinin çoğunu da yanlış kelimelerle ifade eder, biraz da süsler tabi, sunum önemlidir. Karşısındaki de önüne sunulan bu bulamaçtan birkaç kelimeyi seçer, anlamaya çalışır… Zavallı aşığın anlatmaya çalıştığı hiçbirşey yoktur o kelimelerde, hislerinde gizlidir hepsi zihninin derinliklerinde, hani hiç kimseye gösteremeyeceği, anlatamayacağı şekilde. “Kelimeler yetmiyor” der salakça. Bilmez ki kelimeler ilgilenmez ne hissettiğiyle, nasıl bütün evren ilgilenmiyorsa…

Kendi kendine, günlerini aylarını aslında varolmayan derdini anlatmaya harcar. Aslında yapabileceği de başka ne vardır ki, geçen kısacık zaman unutturur ona hayatının anlamı olan ötekisini… Sonra der ki kendi kendine “zaten çok da önemli değilmiş”, o zamanında uğruna bazı anlarda “kimliğini” feda ettiği insan için. Dünya saniyede 500 km hızla Leo takımyıldızına doğru ilerlerken, o saatte 110 km’yi geçer farketmeden eskisinin düşünceleri zihninde son çırpınışlarını yaparken. Altındaki “son teknoloji” araçla, “çok hızlı” olduğu için de ceza alır bunun için…

Bedeni limitler düşünen insanı. Beyninin aciz gelişimini daha acizce takip eder bedeni tarih boyunca. Rüyalarında uçar belki ama, her sabah uyandığında yetersiz bedeninin çaresizliği yüzüne vurulur tekrar. Yüksek bir yerden aşağı baktığında atlamak ister, beyni bu heyecanı tatmak ister, yaşamak ister. Sonra farkeder birden yapmaması gerektiğini, korkar ve uzaklaşır, der ki “iyi ki durdurdum kendimi”, işine gelmez ki tepeden baktığı minicik böceklerin kendilerini boşluğa bıraktıklarında kendisinden daha fazlasını yaşayabildiklerini bilmek.

Günler geceleri kovalar, o uzun(!) ömrünün sonu yaklaşır düşünen insanların. Giderek dertleri dert olmaktan çıkar, hayat keyif vermeye başlar onlara. Zannederler ki hayatlarını düzene koydular, huzurludurlar. Hatırlamaya gerek duymazlar altlarındaki toprağın bazen sebepsiz yere silkelenmek isteyeceğini. İzin almaz düşünen insandan Dünya hiçbir zaman, istediğini yapar, bilir kendisini kurtarmaya çalıştığını idda edecek kadar şişmiş insanlığın acziyetini, ona zarar veremeyeceğini. Silkelenir arada…

O an gelir düşünen insanımız için, eğer bütün varoluşu olan sinir sistemi değilse vucüdunda kendisini yarı yolda bırakan, bir de sürprizi vardır hayatının. Ölmek bilmez beyni bir türlü. Hiçbir uzvunu kontrol edemezken, zihninin ona oyunlar oynamasıyla baş başa kalır son 7 dakikası boyunca. Bütün mutlulukları gözünün önüne gelir, bütün anıları olduğundan daha renkli, daha pürüzsüzdür o son 7 dakika içerisinde. Acınası hayatı son darbeyi de vurur kendisine o 7 dakika boyunca, aslında hayatının nasıl hiç olmadığı kadar güzel olduğu inancını yaşatarak…

Ertesi gün haberleri sunar bir başkası, der ki, 15.000 ila 20.000 acı kaybımız var yaşanan depremde

İşte o 15.000 ile 20.000 arasındakilerden 1 tanesi olarak hayata gözlerini yumar düşünen insanımız, 2 nesil, 10 insan hatırlar kendisini, sonra varolmuşluğunu siler Evren kendisi üzerinden, neden yaşamının bir önemi olsun ki sanki onun için?

 

Bana en uzakken en yakın olmayı her zaman başaran Işıl‘a… İyi ki varsın :)